Bayır Bucak Türkleri

Bölgeye Türk göçlerinin başlangıç tarihi çok kesin olarak bilinmemektedir. Ancak İslam halifeliğinin Bağdat’a taşındığı 750 yılından sonra, Abbasi Halifesi saraylarında Türk komutan ve asker sayıları ve etkileri hızla artmaya başladığı malumdur. O tarihte kurulan Samarra şehrinin Orta Asyalı Türk kökenli asker ve ailelerinin iskanı için kurulduğu da bilinmektedir.

9. yüzyılın başlarından itibaren İslam Devletinde Türk yöneticilerin, valilerin görev yaptığını, zayıflayan merkezi idarenin adına mesela Mısır’da Tolunoğulları’nın takiben İhsidoğulları’nın kendi adlarına hanedan kurarak, “BEYLİK” yaptıklarını bilinmektedir. Mısır tarihinde 868 yılından 969 yılına yani Şii Fatimilere kadar Türk beylikleri dönemi olarak geçmektedir. Ortadoğu’daki Türk hakimiyet tarihi başlangıcını bu tarihler olarak alabiliriz.

Orta Asya’dan Ön Asya’ya büyük kitleler halinde Türk göçleri; Selçuklu’ların 1040 tarihindeki Dandanakan Zaferi sonrasında olmuştur.  Anadolu ve Suriye hızla Türkleşmiştir. 1071 Malazgirt Zaferini takip eden 10 yıl içinde, Kutalmış oğlu Süleyman Şah tüm Anadolu’yu Bizanslılardan fethederek Anadolu Selçuklu Devletini kurmuştur. 1087 yılında İZNİK şehri Bizanslılardan alınarak kurulan Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti olarak ilan edildiği 1087 yılından itibaren Avrupa devletleri ve Hıristiyan dünya için Anadolu’yu işgal eden milletin adı TÜRK MİLLETİ’DİR ve Anadolu’nun adı da artık TÜRKİYE’DİR.

Melik Şahın kardeşi Tutuş Bey de Şam’a kadar tüm Suriye’yi Şii Fatimi’lerin hakimiyetinden kurtararak Suriye Selçuklu Devletini kurmuştur. Aslında Suriye’de daha 1063 yılında Atsız ve Kurlu Beyler, 3000 çadırlık oymakları ile Filistin’deki Remle şehrini zaptederek geleceğin habercisi olmuşlardır. O tarihlerde İslam Alemi birçok mezhep ve fırkanın kanlı kavgaları ile anarşi dönemi yaşamaktadır. Kuzeyde Bizans’ın yoğun baskısı vardır.

İslam’ı, kendi kültür unsurları ile yorumlayıp, samimi olarak benimseyen Oğuzlar, hızla hareket ederek kısa sürede Ortadoğu’yu yurt edinmişler ve İslam’a sahip çıkmışlardır.

Türklerin Ortadoğu’ya yerleşmeleri, Hıristiyan Batı Dünyası’nın tarihi ümit ve heveslerini de bitirmiştir. 17. yüzyılda artık Tüm Ortadoğu, Osmanlı’ların hakimiyetindedir. Orta Asya’dan Fas’a kadar, Kırım’dan Sudan’a kadar İslam coğrafyasıdır. Bu coğrafyaya, Batı, ancak 1000 yıl sonra tekrar dönebilmiş; 1948’de İsrail Devletini monte etmiştir. Bölgedeki Türk Hakimiyetini, ancak Ortadoğu bütünlüğünü bin parçaya bölerek bitirebilmiştir. Artık İslam coğrafyasında anarşi vardır, kan, gözyaşı ve çile vardır.

XI. yüzyılda Suriye’deki Türkmen yerleşimi kuzeyden iki koldan başladı. Birincisi, Lazkiye güneyinden Trablusşam ve Lübnan dağlarına doğru, diğeri ise, Halep, Asi Nehri vadisinden Hama-Humus-Şam’a ve Filistin’e doğru olmuştur. Anadolu ve Suriye’deki Türk Devletlerinin hakimiyetleri, Doğudan gelen Moğollar ve batıdan gelen Haçlı orduları ile zayıfladığı dönemlerde; Anadolu’dan Suriye’ye, bazen de Suriye’den Anadolu’ya devamlı Türkmen göçleri olmuştur; 1243 Kösedağ bozgunu sonrasında 40.000 çadırlık Türkmen boyu Anadolu’dan Suriye’nin muhtelif yerlerine göç etmiştir. 1337’de İlhanlı Sultanı Ebul Said Bahadır Han’ın ölümü ile de Türkiye’den gelenler tekrar geri dönerek Elbistan yöresinde Dulkadiroğlu Beyliği’ni kurmuşlardır.

Tarihçi Prof. Dr. Mustafa Kafalı;  Suriye’ye yerleşen Oğuz Boylarının isimlerini, yerleşim bölgelerini, Suriye ile Anadolu arasındaki nüfus hareketlerini ve bugünkü köy ve kasaba isimlerini kaynakları tarayarak ve saha çalışması yaparak tespit etmiştir. Bu konuda en detaylı ilmi çalışma hocamızındır. Günümüzde yerleşim yerlerinde bazı değişiklikler olmasına rağmen hocanın makalesinin bu kısmını olduğu gibi yazımıza alıyorum.(9)

SURİYE’YE YERLEŞEN OĞUZ BOYLARI:

I- BOZOKLAR; Bozoklar Amik Ovasından itibaren doğuya doğru Halep bölgesinde ve buradan da Asi ırmağı vadisi boyunca Şam bölgesine kadar yaygındır. Bozoklu Türkmenler içinde en mühimleri Bayat, Afşar, Beğdili ve Döğer Boyuna mensup olan oymaklar yer almaktaydı.

II- ÜÇOKLAR; Üçoklar ise Amik Ovasından güneye doğru Lazkiye ve Trablusşam istikametinde Ensariye Dağlarının batısında meskun idiler. Bunların en meşhurları Yüreğir, Yıva, Kınık, Bayındır, Salur ve Eymür boylarına bağlı oymaklardır.

Kaynaklarda Suriye’nin kuzeyinde oturan Türkmenlere “Halep’li Türkmenler” güneyinde oturanlarına ise “Şam’lı Türkmenler” denmektedir. XVI. yüzyılda varlıklarını gösteren Dulkadirli Türkmenleri, Kuzey Suriye’de oturan Bayatlarla, Akkoyunlular Bayındır boyuyla, Karakoyunlular Yıva boyuyla, Ramazanoğulları Yüreğir boyu ile doğrudan doğruya alakalıdırlar. Bundan başka Köpekli, Gündüzlü ve Kut-Beğliler Afşar boyuna, İnallular Beğdili boyuna, Bozcalılar, Pehlivanlılar ve Reyhanlılar Bayat boyuna bağlı Halepli Türkmenlerinden idiler. 1402 yılında Ankara Muhaberesini kazanan Timur, Anadolu’dan ayrılırken, 1243 yılından sonra Anadolu’ya yerleşen Kara Tatarları Türkistan’a geri götürünce, Halep Türkmenleri yurtlarını muhafaza ettikleri halde, güney Suriye’de oturan Şam Bayadi başta olmak üzere Şam Türkmenleri umumiyetle Kuzeye ve İç Anadolu’ya tekrar dönmüşlerdi. XV. yüzyılda Yıva boyuna bağlı oymaklar ile Akça-Koyunlu ve Akçalı Türkmenlerini artık kuzey Suriye veya Anadolu’da görmekteyiz. XV. yüzyılın sonu ve XVI. yüzyılın başlarında Halepli Türkmenleri arasında Boz-Ulus bakiyesi Harbendelü, Acurlu, Bahadırlü, Hacılu, Karkın, Kızık, Peçenek, Kınık, Döğer boy ve oymaklarına bağlı unsurlar da bulunmaktaydı.

XVII. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğunun Anadolu bölümünde, Celali hareketlerinin gelişmeğe başlaması üzerine, birçok köy ve kasabalar, harabe haline gelmişti. Aynı şekilde Halep’in kuzeyindeki Azez, Bab ve Münbiç’e bağlı bazı köyler ile Şanlıurfa vilayetinin güneyindeki Harran ve Culab Havzası ile Fırat Irmağına dökülen Belih Irmağı Boyu ve Fırat Boyundaki Balis ve Rakka bölgeleri yer yer bu tahribattan zarar görmüştür. Bu bölgedeki Celalilerin en büyüğü 1603-1607 yılları arasında Antep ile Halep arasındaki havaliye hükmeden Canpolatoğludur. Bilahara üzerine ordu gönderilerek bertaraf edilmiştir. XVII. asrın ortalarında Arabistanın Necid bölgesinden gelen Şammar Arap Aşireti, Suriye Çölüne hakim olduktan sonra Kuzey Suriye’deki Türkmen köylerine de baskınlarda bulunarak tahribat yapmaya başladılar. Şammar Aşiretini takiben 20 sene sonra diğer bir Arap aşireti olan Anazeler bu bölgeye geldiler. Şammar aşireti, Anezelerin baskısına dayanamayarak Fırat Irmağının doğu tarafına geçtiler. Şammarların yerine hakim olan Aneze aşireti ise Halep’e kadar bütün Suriye Çölüne hakimiyetleri altına aldılar. Önce Şammar sonra da Aneze aşiretlerinin bu yerleşme hareketleri her şeye rağmen Türkmenlerin iskan sahasına nüfüz etme kudretini gösterememiştir. Ancak Halep hattının kuzeyinde kalan Azez, Bab, Münbiç ve Harrana bağlı bir çok Türkmen köyü ile ve bilhassa Fırat boyundaki Balis bölgesi Şanlıurfa’nın güneyindeki Cula havzası ve Fırata dökülen Belih Irmağı boyundaki Türkmen köyleri yer yer bu mücadele neticesinde tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine XVII. yüzyıl sonralarında, nüfusu yer yer eksilen bu bölgeye, kuzeye çıkmış olan Halebli Türkmenlerinden bir kısım oymaklar ile Yeni-İl Türkmenlerine bağlı bütün Beğdili obaları ve Boz-Ulus Türkmenlerinden bazı topluluklar Harran ve Akça-Kale’den itibaren güneye doğru Culab ve Belih ırmakları boyunca Rakkaya kadar iskan EDİLDİLER. Bu meyanda, Sivas ve Amasya bölgesinde oturan Uluğ-Yörük cemaatinden İl-Beğli oymağı Münbiç merkez olmak üzere bütün çevre köylerine ve Kilis istikametinde yerleştirildiler, İl-Beğlilerin bir kısmı ise Amasya tarafında kalmıştı. Sivas Malatya arasındaki Yeni-İl Türkmenlerinden Beğ-Diliye bağlı oymaklarından başka Akça-Koyunlu (Musacılı-Musa hacılı), Ceritlerin bir kolu olan Barak oymağı, İmanlı Afşarı, Çimenli Oymağı, Karkın ve Vepni boylarına bağlı bazı topluluklar ile Boz-Ulus’tan İzzedinli, Köçekli, İnallı, Acurlu, Hamza-Hacılı, Ak-Başlı, Kızıl-Koyunlu ve Kırıntılı oymaklar iskana tabii tutulanlar meydanındadır. Yalnız Rakka ve Balis ile Belih’in Fırat’a katıldığı bölgeler, çöl ikliminin hakim olduğu, sıcak ve kurak rüzgarların kavurduğu sahalar olduğu için Türkmenlerin yerleşmesine uygun değildi. Aynı zamanda çöle hakim olan Suriye tarafındaki Anezeler ve Irak tarafındaki Şammarlar ile de devamlı surette mücadele etmek mecburiyetinde kalıyorlardı. Dolayısıyle Rakka bölgesindeki bu Türkmenler ağır ağır hicret ederek, Azez, Bab, Münbiç, Carablus, Çobanbey ve Gaziantep’in güneyinde oturan diğer Türkmen kardeşlerinin yanına iltihak ettiler. Zira bu bölge deniz seviyesinden yüksek yayla mesafesinde olan ve Türk hayat şartlarına elverişli karakterdeki, Gaziantep ovasının Halep’e kadar uzanan devamı mahiyetindeki yerlerdi. Yani çöl ikliminin tesiri dışındaki sahalardı. Bu şekilde devam eden hareket neticesinde XIX. yüzyılda Rakka bölgesi, yerleştirilen Türkmenlerin terk ettiği bir saha durumuna gelmişti. Bunun üzerine bu yüzyılın 2. yarısında Toroslar üzerinde ve Uzun Yaylada oturan Afşar oymakları buralara zorla iskan edilmişlerse de halen Afşarlar arasında acı hatıralar halinde nakledilen destani parçalardan anlaşıldığına göre; Yayla havasına alışkın olan bu oymaklar, alışkın olamadıkları çöl ikliminden ve hastalıklarından nüfus kırılmasına duçar kalmışlardı. Neticede onlarda bir önceki Türkmen oymakları gibi daha kuzeye gitmişlerdi.

Suriye, Osmanlı hakimiyetine girdiği 1516 yılından 1918 yılına kadar 400 seneden fazla bir zaman kuzeyde Halep ve güneyde Şam olmak üzere, merkeze bağlı iki vilayet halinde idare edilmiştir. Bu iki vilayetten Şam, esas itibariyle Arap nüfusunun iskan sahası olduğu halde, Halep vilayeti nüfus bakımından kahir ekseriyeti Türk vilayeti durumunda idi. Kahramanmaraş, Gaziantep, İskenderun, Antakya, Şanlıurfa ve Rakka, Halep vilayetinin sancakları idi. Bu sancaklardan ancak Rakka bölgesinde XIX. yüzyıldan sonra Türk nüfus iskanı zayıfladıktan sonra Arap nüfusu onun yerine kaim olmuştur. Dolayısıyla asgari bir tahminle Halep; merkezi de dahil olmak üzere %80’in üzerinde Türk nüfusun yaşadığı bir bölge durumunda idi. 1918 yılında Türk kuvvetlerinin Halep’in kuzeyine çekilmesini takip eden hadiseler ve 1950 yılında Fransızlar ile yapılan hudut anlaşması Halep vilayetini ikiye böler şekilde olmuştur.

TÜRKMENLERİN BUGÜNKÜ YERLEŞİM BİRİMLERİNİN İSİMLERİ;

Hatay vilayeti 1939’da Türkiye’ye ilhak edilmişse de halihazırda Suriye’de bilhassa Hatay vilayeti ile Gaziantep vilayetimizin Suriye’ye komşu olan bölgelerinde kesiksiz olarak yüzlerce Türk köyü Suriye tarafında kalmıştır. Bunlardan 1. grubun Bayır ve Bucak Türkmenleridir. Bugün Lazkiye vilayetine bağlı olan Bayır-Bucak bölgesi tamamı Türk köyleri ile meskundur. Yalnız Antakya’nın Yayladağı hududuna komşu olan Keseb nahiyesi ile buna bağlı olan Çınarcık, İki-Oluk, Karaduran, Kabacık, Eskiören ve Düz-Ağaç köylerinde sonradan buraya yerleştirilmiş olan Ermeni nüfusa da rastlanır. Fakat bunlar yekün teşkil etmezler. Bu köyler isimlerinden de anlaşıldığı üzere, eski Türk köyleri olmalarına rağmen Fransız idaresi döneminde Ermenilerin adı geçen köylere yerleştirildikleri anlaşılmaktadır. Hemen bu köyleri takiben güneye doğru sahil tarafından Bucak nahiyesi köyleri, içeri kısımda da Bayır nahiyesi köyleri Uluçay’a (Nehr ül Kebir) kadar uzanır. Uluçay, Yayladağ yakınlarından çıkarak, Lazkiye yakınlarından Akdeniz’e dökülen bölgenin mühim ırmaklarındandır. Bucak nahiyesine bağlı Türkmen köyleri, Lazkiye’nin kuzeyinden denize dökülen Arap Çayına (Nehr ül Arab) kadar devam eder.

Bucak bölgesindeki Türk köyleri, bizim hududumuza yakın Güvercinkaya Burnu ve Kara-duman Dağının sahil tarafından ve güneyinde yer alan Bodur-su köyü ile başlar. Buna yakın olan Himmetli ve Kızıllı köyleri iç tarafta ise Bohça-Ağız, Fakı-Hasan köyleri ile devam eder. Yine sahilde Alaca-Burnu tarafında Alaca, Karakol-Köyü, Gümüş-Hort yer alır. Alaca bölgesinin güneyinde Akdeniz’e dökülen Kandil deresi ile Akdeniz sahili arasındaki köyler ”İsa-Beğli köyleri” adı ile anılır. Bu köyler şunlardır: İsa-Beğli, Kara-Mustafa, Büyükpınar, Çiçekliyazı, Sazak, Bozoğlan, Ağtaş, Zeytuncuk, Kaynarca, Karakoca, Kızanlı, Turunç, Kırcaali, Kığır ve Damat köyü. Adı geçen köylerde, İsa-Beğli adını alan Türkmen teşekkülünün yerleşme sahalarıdır. Kandil deresi ile daha güneydeki Arap Çay’a kadar uzanan sahada sahile yakın olan Eski Kulluk, Dik Ağa, Çapıtlı, Sulayıb ve Burç (Burç-ı İslam) köyleri bu bölgenin güneyinde kalan en son Türkmen köyleridir. Bucak nahiyesinin merkezi Kandil deresinin doğusunda kalan Saray köyüdür. Saray köyün kuzeyinde yer alan Bucak köyleri: Gergil, Karabucak, Şeyh-Veli, Kantara, Mılıklı, Kisecik, Çardaklı, Yumurcak, Gökdağ, Mülk Kepir, Kulplu-Seki, Karamanlı, Külahlı,Halitli, Çangaralı, Çalkamalı, Filikli, Kerengül, Karaca, Türkmenli köyleridir. Saray-Köyün batısında Çamurlu, Camuz, Baskın, Kıraç, Parmaksız, İskenderli, Zimzif ve Bostancı köyleri bulunur. Yine Saray-Köy’ün güneyindeki köyler: Meydancık, Avanlık, Acramli, Bel-Veren, çukur-Veren, Zahre-Veren, Kandilcik, Hamam, Beyti-Nasir, Kara-Cücük, Molla-Mahmutlu, Kızılcura, Yalnızçam, Mülek, Büyük Kızılcura, Yasancık, Kır Esat, Deli Köy, Küçük Kırca Ali, Kastel ve Seğirt Ali köyleridir. Bucak nahiyesinin güneyindeki Behluliye nahiyesine bağlı Hırbet Türk, Hırtes Türk köyleri yine bu köylerin devamı durumundadır. Saray Köyün batısında ise Şeren, Elmalı, Ayvalı, Muran ve Emlik köyleri yer alır.

Bucak nahiyesinin doğusunda Bayır nahiyesi yer alır. Bayır nahiyesindeki Türkmen köyleri, Uluçay hudutlarına kadar uzanır. Bu nahiyenin merkezi Gebelli’dir. Gebelli’nin kuzeyinde Türk hududuna doğru uzanan köyler Türkiye tarafındaki Yayladağ kazasının köylerinin devamıdır. Bu köyler sırasıyla; Kara Kise, Moruklu, Kepir, Salmur, Kara-Pınar, Salur, Yamadı, Zeytuncuk, Dağdağan, Dere-Yurt, Ablaklı, Dervişli, Çukurcak, Kulcuk, Kapaklı, Nisibin, Çanacık, Cuvalık, Kaya, Hıdan, Saldıran, Karaca Ağız, Kara Ahmet, İsa Pınar, Ilıcak, Aşağı Karamanlı, Yukarı Karamanlı ve kör Ali köyleridir. Gebelli’nin doğusunda bulunan ve Uluçaya doğru uzanan köyler ise sırasıyla: Kara Ağıl, Kuruca, Başaran, Züveyli, Hanköy, Kazancık, Mağara, Deberli, Ağaca Bayır, Keles, Şeren, Aynül Hamam, Şahvuran köyleridir. Gebelli’nin güneyindeki köyler ise, Mağara, Dere, Gündeşli, Kapaklı, Hanbektaş, Hıbıtlı, Kasap, Nisibin, Colturman, Dırahdlı, Ayvalık, Durmuşlu ve Çanlı (Gımam) köyleridir. Bayır nahiyesinin batısında kuzeyde Kızıldağ’dan çıkarak kuzey güney istikametinde akıp, güneyde Uluçay’a katılan Kızılçay, Bayır ve Bucak bölgelerini ikiye ayırır. Bucak bölgesi daha ziyade ovalık ve düzlükleri, Bayır bölgesi ise ismine uygun olarak yüksek tepeleri ve yaylaları ihtiva eder. Umum olarak isimlerinden de anlaşılacağı üzere bu bölge tamamen Türkmen nüfusla meskundur. Bayır ve Bucaklı Türkmenlerden vilayet merkezi olan Lazkiye şehrine yerleşenler (Ali Cümmal, Kınaynas, Kale, Raml eşşimali ve Sicin mahalleleri) de vardır.

Dr. Yaşar Kalafat’ın Bayır-Bucak Türkleri Karşılaştırmalı Halk İnançları adlı araştırmasında tespit ettiği gibi Suriye Türklüğü halk inançları açısından Anadolu’dan hiçbir farkı bulunmamaktadır.

20 Ekim 1921’de Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması’nın imza tarihinden bir ay önce Fransızlar Bayır ve Bucak nahiyelerini Antakya’dan ayırmışlar; Yangından mal kaçırır gibi Bayır-Bucak’ı Lazkiye Sancağı’na bağlamışlardır. Yani 20 Ekim 1921’de Bayır-Bucak Lazkiye’ye bağlı idi. Ankara Anlaşması ile bazı güney vilayetlerimiz işgalden kurtulurken Hatay’a da “mali ve kültürel özerklik” verilmiştir. Fakat idari bakımdan Fransız Mandası altında kalmıştır. Bayır-Bucak Lazkiye’ye bağlanmakla Ankara Anlaşması’nın Hatay’a getirdiği ayrıcalıklı yönetimin dışında bırakılmıştır.

Ankara Anlaşması’nda tespit edilen hudut konusunda Nuri Aydın Bey’in hatıralarında ilgi çekici malumat vardır. Hudut Tahdit Komisyonu’nda müşavir olarak tarihçi Ramazanzade Niyazi Bey başkan olarak da Miralay Edip Bey bulunuyordu. Nuri Aydın Bey Hudut Tahdit Komisyonu Başkanı ile yaptığı görüşmeyi şöyle anlatır.

“Muhterem Kumandanım, biz Antakya ve havalisi mücahitleri ta Hama’ya kadar Cebeli Zaviye, Muarra, Cebeli Nusayri, Cebeli Akra, Cisri Şuur ve havalisi ile Halep civarına kadar bütün şimali Suriye’yi bütün Fransızlar aleyhine kıyam ettirerek cenup cephesindeki Fransız kuvvetlerinden bir kısmını üzerimize çekmek suretiyle Pozantı’ya kadar ilerlemiş olan Fransızlara bütün Suriye’yi iğneli beşik haline getirdik. Bizim bunca çalışmalarımıza karşı, Milli Hudut dışında bırakılmamız reva mıdır? Bayır-Bucak dahil olduğu halde 500 bin Türk nasıl olur da Milli Hudutların dışında bırakılır” dedim. Edip Bey: Aman evladım o ne biçim söz öyle. Antakya ve havalisindeki Türkler asla terk edilmiş değildir. Antakya ve havalisi Türklerinin fedakarlıkları asla unutulmamıştır, unutulmayacaktır. Dava bir takdim ve tehir meselesidir. Şimdi biliyoruz ki Garp cephesi bizim için ölüm kalım davasıdır. Bütün kuvvetlerimizi tek cephede toplamak zorundayız.

Bu konuşmadan da anlaşılıyor ki sınır dışında kalan Türkler tamamen kendi hallerine bırakılmayıp ileride tekrar ele alınacaklardır. Buradaki Türklerin davası sadece ertelenmiştir. Ama ne yazık ki bu mesele, ne Lozan Görüşmelerinde ne de Hatay’ın Türkiye’ye katılması esnasında ele alınmamıştır.

Ülkemizin o günkü şartları ve İstiklal savaşının öncelikleri, maalesef, bu vatan topraklarının hudutlar ötesinde kalmasını önleyememiştir.

Ancak hiçbir sebep ve gayret buranın bir Türk yurdu olduğu ve burada yaşayanların Güneydoğuda yaşayanlardan hiç bir farkının olmadığı GERÇEĞİNİ gizleyemez.Bugün Suriye’de 3.5 milyon Türk yaşamaktadır.

SURİYE TÜRKLÜĞÜ’NÜN BUGÜNKÜ DURUMU:

Suriye de Türklerin toplu bulunduğu bölgeler şunlardır:

1-Bayır-Bucak bölgesi ve Lazkiye; Hatay’ın hemen güneyinde, 54 köy, 2 nahiye ve Lazkiye’de iki mahalle. Bu köylerin arasında Arap köyü yoktur. Ayrıca Türkiye ile de aralarında Arap köyü yoktur. Bu bölge, Suriye yönetimini elinde tutan Nuseyriler için çok önemlidir. NUSEYRİLİK; bir şia inancıdır. Emeviler’den sonra Abbasi Halifeliği’nin zulmünden kaçan çoğunluğu Afrika kökenli topluluklar, varlıklarını devam ettirebilmek ve diğer topluluklara karşı kimliklerini koruyabilmek için, inanç farklılıklarını Milliyetleri haline getirmişlerdir. Banyas-Tartus’tan Tarsus’a kadar Akdeniz sahilindeki dar bir şeritte yaşarlar. Mısır Valisi İbrahim Paşa zamanında Adana’ya getirilen çiftçi (Fellah) Arapların bunlarla ilgisi yoktur. 1920’den – 1942 yılına kadar Fransızların mandaterliği altında Lazkiye Alevi Devleti adıyla devlet kurmuşlardır.

Tarih boyunca etraflarında Türkler, Franklar, İsmailliler, Dürziler ve diğer Arapların arasında kapalı bir Cemaat hayatı sürmüşlerdir. Osmanlı döneminde, Türkmenlerin fazla itibar etmediği bu deniz sahiline, bulundukları yerlerde huzursuzluk çıkaran Türk Oymakları özel olarak yerleştirilmiştir. ORDU ismiyle bir kaza kurulmuştur. (Bugünkü ismi; Yayladağı) Böylece Nuseyriler’in yaşadığı bölge ikiye bölünmüştür. Bayır-Bucak bölgesi Ordu kazasının Suriye’de kalan kısmıdır. Lazkiye’nin 10 km kuzeyinden hududa kadar kesintisiz devam etmektedir. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat’ın Süveydiya da (Samandağı) doğduğu iddia edilmektedir. Büyük Suriye idealinin gerekçesi olarak bu iddia gösterilmektedir. Ancak Bayır-Bucak’taki Türk yerleşimi bu gibi heveslerin engelidir.

2- Halep ve Çevresi: Halep şehir merkezi ve çevresindeki kaza ve köylerde Türk nüfusu çok yoğundur. Bu bölge; Gaziantep ve Şanlıurfa’nın her türlü özelliklerini taşır. Türk, Kürt, Sünni Arap ve şehir merkezlerinde yerleşik Türkiyeli Ermenilerden oluşan bölgede hakim unsur Türklerdir. El Cezira bölgesinde Arap yoğunluğu daha fazladır. Ancak, Suriye’nin kuzeyi her yönüyle, Suriye’nin diğer bölgelerinden çok farklıdır. Kesinlikle, burası Güneydoğu Anadolu’nun devamı niteliğindedir.

3- Hama-Humus çevresinde özellikle köylerde Türkler yaşamaktadır. Buradaki Türklerin bir kısmı Kafkasya kökenlidir.

4- Şam şehrinde ve çevresinde; Osmanlı döneminden kalan büyük toprak sahipleri ve zengin tüccar, Türk aileler yaşar. Bunlar Türklüklerini unutmamalarına rağmen, Türkçe’yi unutmuşlar ve devletle entegre olmuşlardır. Ayrıca 1967 savaşı sonrasında Golan tepelerinden çok sayıda Türk Şam’a göçmüştür. Şam çevresinde Havran bölgesinde de Türklerin yaşadığı bilinmektedir.

5- Lübnan Dağları’nda ve Bekea Vadisi’nde Huzur Türkmenleri adıyla bir Türk grubunun yaşadığı bilinmektedir.1920 li yıllarda Bekea Vadisi özellikle Kafkasya’dan gelen Türklerle bir Türk bölgesi olarak anılmaktadır.

6- Kuneytra ve Golan Tepeleri Türkleri: Osmanlı Döneminde, Filistin ve Şam gibi iki büyük Arap merkezi arasındaki en stratejik bölgeye, Bayır-Bucak’ta olduğu gibi Türkler yerleştirilmiştir. Burası, en son 1877 yılında Kafkasya’dan olmak üzere, devamlı olarak Türk göçleri ile desteklenmiştir.

Türkmenler bugün Suriye’de varlıklarını kaybetmek durumundalar. 2011 Mart ayında başlayan olayların en büyük mağduru Suriye Türkmenleri 35.000 şehit vermişlerdir. 1.500.000’e yakın insanımız ise yurtlarını, topraklarını terk etmek durumuna düşürülmüştür.

ORTADOĞU: Dünya petrol ve doğal gaz rezervlerinin % 75’ine sahiptir.  (% 50 körfez etrafında, % 25 Hazar Denizi)

Stratejik Su Yolları buradadır; İstanbul-Çanakkale Boğazları, Süveyş Kanalı ve Hürmüz Geçidi.

Semavi dinlerin kutsal merkezleri buradadır; Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik. İşte böyle bir coğrafyanın tepesinde TÜRKİYE; Kaynayan kazanın KAPAĞI…

Adriyatik’ten-Çin Seddi’ne, Kırım’dan Sudan’a kadar bir coğrafyada 1000 yıllık müktesep ve 300 milyon Türk, 1.5 milyar Müslüman…

Evet… Fil kadar büyük, birileri için kaplan kadar yırtıcı, aslan kadar azametli…

İşte; Senaryoların temel amacı; Bu büyüklüğün içini boşaltmak ve tırnaklarını sökmektir. Bunun için metot; Türk insanının kafasını, gönlünü istila etmek; Sevmeyen, kızmayan, yalnız korkan bir ruh hali ile bazı şeylere mecbur etmek.

DİPNOTLAR ve KAYNAKÇA

1- Lozan Barış Antlaşması üzerine yazılan kitap ve makaleler.

2- Suriye’de yaşayan Türklerin azınlık hakları olmadığı için nüfus sayımlarında milliyetleri ile sayılmamaktadırlar. Gündelik hayatta Türkmen olarak anılmaktalar. Suriye’de yaşayan Türklerin nüfusu konusu sembolik olmakla beraber telaffuz ettiğimiz rakamın dayanağı olacak bilgiler şunlardır.

– 1995 yılında yapılan genel nüfus sayımında; Lazkiye bölgesinden milletvekili adaylığı kabul edilen Dr. Adnan KARAYUSUF isimli Türk’e 38.000 oy verilmiştir. Bu oylar Bayır-Bucak bölgesi Türklerinin verdikleri oylardır.

– M. Kemal Atatürk’ün 3 Kasım 1918 tarih ve 580/20 sayılı gayet mahrem ikazlı telgrafında; Halep’in dörtte üçünün Türklerden oluştuğunu, hudutların Lazkiye-Halep ve Musul vilayetlerini içine alacak şekilde geçirilmesi gerektiğini İstanbul hükümetine bildirmektedir;

(Ali Fuat Cebesoy: Sınıf arkadaşım Atatürk. Sf.35, Falih Rıfkı Atay: Çankaya, Hikmet Bayır:  Türk İnkılap Tarihi C3 sh. 763,Taha Toros:   Atatürk’ün Adana Seyahatleri sh.3)

– Müstakil Hatay Devleti Antakya mebusu, silahlı mücadelede Antakya müfrezesi kumandanı, emekli öğretmen Nuri Aydın Konuralp hatıralarında; “Hudut Tahdit Komisyonu Türk tarafı başkanı miralay Edip Bey’e hitaben; Bayır-Bucak dahil olduğu halde 500.000 Türk nasıl olurda milli hudutların dışında bırakılır” diye soruyor. (N. A. Konuralp: Kurtuluş ve Kurtarış Mücadeleleri sh.135)

–  1877-1878 (93 harbi) Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kafkasya’dan göçürülen, büyük sayılarda (100 bin kişi olduğu tahmin ediliyor) Türk soylular, Rakka ve Golan tepelerine yerleştirilmiştir.  (M. Fatih Kirişçioğlu: Suriye Türklüğü – Avrasya Dosyası sayı: C2/3-Ank. 1995)

–  T.C Dışişleri Bakanlığı’na bağlı/destekli ORSAM’ın yaptığı araştırmaya göre (araştırması-Suriye’de Değişimin Ortaya Çıkardığı Toplum: “Suriye Türkmenleri”- Ali ÖZTÜRKMEN, Bilgay DUMAN, Oytun ORHUN-;) Suriye’de 3,5 milyon Türkmen yaşamaktadır;

• Halep’te 975 Bin

• Humus ’ta 835 Bin

• Şam’da 460 Bin

• Lazkiye’de 385 bin

• Hama ’da 350 bin

• Rakka’da 120 bin, Dera’da 75 bin, Tartus’ta 50 bin, Kuneytra’da 50 bin

• İdlip’te 25 bin

• Diğer bölgelerde 175 bin, bunların yaklaşık 2 milyonu Türkçeyi gündelik hayatlarında kullanmakta diğerleri Türkçeyi konuşmamakla birlikte Türklüklerinin bilincindedir.

3- Zafer Kaya: Suriye’de Türk Varlığı Ankara, 1987, sh.77

4- 1996 yılı başlangıcında, Suriye’nin muhtelif şehirlerinde meydana gelen patlamaları, Türkiye yaptırıyor fısıltı suçlaması ile çok sayıda Türkmen’i tutukladılar. Suçlama; Türkiye casusu – Vatan haini. Bayır-Bucak bölgesinde ilk tutuklananlardan valilik tercümanı Rüstem Emin ve A. Ömer Kabakçı sorguda şehit oldu. Ölümlerini, cenazelerini sahiplerine verdikleri için öğrenebildik. Olay Türkiye ve dünya basınında çıkınca ondan sonraki tutuklananlardan ölü veya diri olduklarına dair hiçbir haber alamadık. İnsanlar, gece evlerinden alınarak götürülüyorlar, nerede oldukları, ölümü, diri mi oldukları; Sorulması bile yasaktır.

Olaylar sonrasında, Hürriyet Gazetesi yazarı Ferai Tınç ve foto muhabiri Kutup Dalgakıran, bölgede inceleme gezisi yaptılar. Bayır-Bucak Türk köylerinin birinde Türk olduklarını söyleyince; “Kadın ve çocukların gözlerinin içi güldü, ancak erkekler istememize rağmen çay bile ikram etmediler” “Türkiye’den bize fayda yok” terslemesi ile “korkularını gözlerimle gördüm” diye yazmaktadır.

– (Hürriyet Gazetesi 1-4 Temmuz 1996)

– Osman Turan: Selçuklular ve İslamiyet-Boğaziçi Yayınları, 1993 sh. 10-19

– Zekeriya Kitapçı:  Ortadoğu’da Türk Askeri Varlığının İlk Zuhuru, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İst. 1987

5- Prof. Dr. Mustafa Kafalı: Suriye Türkleri, Töre Dergisi, sayı:21-22, 1973  (Suriye Türklerinin yaşadıkları yerlerle ilgili yapılan saha araştırmalarının en kapsamlı olanı hocamızındır. Ancak, maalesef, 1956 yılında hocamızın tespit ettiği köylerin bazıları bugün yok olmuştur.)

– Prof. Dr. Ahmet Vasfi Zekeriye, Bladi Şam Aşiretleri – Şam-1997 (Şam vilayetinde yaşayan Türk aşiretlerini, köy ve kasabalarını Türkçe isimleri ile zikretmektedir.

6- Türk Dünyası El Kitabı: M.C. Şahabettin Tekindağ sh.866-875 Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara,1976

– Prof. Dr. Osman Turan: Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Boğaziçi Yayınları, İst. 1993

– Türk Dünyası El Kitabı,  T.K.A.E. Ankara, 1976

– İslam Ansiklopedisi,  Cilt 1, 9, 10, 11.

–  Ortadoğu Çıkmazı,  Cengiz Çandar,  Seçkin Yayıncılık  1988

– Türkiye İçin Milli Strateji,  Harun Yahya,  Vural Yayıncılık  İstanbul 1996

– Hatay Nasıl Kurtuldu. Dr. Abdurrahman Melek TTK Yay. Ank. 1976

– Türk İnkilap Tarihi, Hikmet Bayır, Cilt 2 kısım 1-3, Cilt 3 kısım 3-4 Ank. 1958

– Tarih İçinde Anadolu Sakinleri ve İsyanlar-Ayaklanmalar,  Abdulhadi Toplu,  Ocak Yayınları,

Ankara,1996

– Büyük Larousse,  Cilt 21

– Avrasya Dosyası Dergisi,  Cilt 2, sayı 3, Ankara 1995

– Avrasya Dosyası Dergisi,  Cilt 3, sayı 2, Ankara 1996

– Türkiye Günlüğü Dergisi,   Sayı 14, Ankara 1991

– Hatay’ın Kurtuluşu için Harcanan Çabalar, Tayfur Sökmen T.T.K. Yayınları Ankara 1992

– Doğu Problemi, Prof.Dr. İsmail Kayabalı, Cemender Arslanoğlu Ankara 1992

– Hatay, Kurtuluş ve Kurtarış Mücadeleleri Tarihi, Nuri Aydın Konuralp İskenderun 1970

– Hatay Fikir ve Sanat Dergisi 1.Cilt 1985 – 1988

– Gaziantep Savunması, Lohanizade M. Nurettin, Kastaş A.Ş. Yayınları,   1989 İstanbul

– Hatırat Cemal Paşa Arma Yayınları 1996 İstanbul

– Mondros’tan Mudanya’ya Kadar Cilt I. II. III. Dr. Selahattin Tansel,   Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları

– Milli Mücadelede Güney Cephesi Yrd. Doç. Dr. Yaşar Akbıyık,   Kültür Bakanlığı 1990 Ankara

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s